|
Mümkün mü yirmi küsür yaşında gencecik bir insanın bu kadar yorgun gözlerle bakabilmesi hayata? Bir insan istese dünyayı değiştirebilir derlerdi eskiden. Çok mu hayalperest oluruz inanırsak buna? Neden?
Önümüze sunulan sınırsız (!) seçeneklerin içinde bir elin parmağını geçmeyecek sayıdaki mesleklerden birine itildikten sonrası, bu kurala uyan herkes için aynı: askerlik, iş, evlilik, çocuk, torun, ölüm. Bu prototip hayatlar belirli konu başlıklarının altında şekilleniyor, kimse tali yollardan gitseydim ne olurdu diye düşünmüyor bile. Sadece kendi isteklerini göz önünde bulundurduğu takdirde mutlu olabilir miydi, bunu hiçbir zaman bilemeyecek olan milyonlarca mutsuz insan… Okuduğu kitabı, dinlediği müziği ruhunu beslemek için, "insan" olmak için değil de, içi boş bir farklı olma ve üstünlük sağlama isteği için kullanan… Soru sormaya vakit bulamasın diye sürekli önüne getirilen soruları çaresizce cevaplamaya çalışan bir gençlik…
"Mesela hiç anlamıyorum neden sürekli genel kanılara göre hareket etmek zorunda olduğumuzu. Neden kendi doğrularımızı kendimiz bulmaya çalışırken bu kadar eleştirildiğimizi, engellendiğimizi... Karşımıza geçip neyin ne zaman yapılması ve yapılmamasının gerekliliği konusunda ahkam kesenlere kafa tuttuğumuzda, neden sindirilmeye calışıldığımızı. "Doğru" denen şeyi belirleyen de bir insan ya da bir çok insan. ve hiç birinin diğerinden bir fazlası ya da eksiği yok ki... Çoğunluk mu tezleri doğru yapan yani sadece?"
Savunmasız bir zamanımızda mecburen bırakıyoruz merak etmeyi…
Sadece sonuçlara odaklı hayatlar yaşamaya zorlanıyoruz, aslında süreç boyunca yaşadıklarımızın zorluğu ve güzelliği bizi insan yapan… Kimsenin umrunda değil.
Başkasının "doğru" dediğiyle yaşamaya o kadar alışmışız ki, haklı olmak ne demek bilmeden koca bir ömür geçiriyoruz. Sonuçlarına ve bedellerine katlanabildiğin kadar haklısındır kendi doğrularını belirlerken, bunun verdiği özgürlüğü ve güzelliği hiç tadamadan…
Bunu fark etmek bazen insanın yıllarına mal olsa da artık ne istediğini bilmek ve onun peşinden gitmek şımarıklık ya da gerçekçilikten uzak olmak değilmiş, biliyorum. Bunun için fırsat tanınmasını beklemek de manasız, fırsat yaratılan bir şeymiş. Belki herkes zincirin bir halkasını kırsa bir çok şey değişir.
Belki de bu iş "o kadar" da zor değildir..
Quote this article on your site
To create link towards this article on your website, copy and paste the text below in your page.Preview :
|